27 Şubat 2017 Pazartesi

Katılımcıya Not:
Özgür Üniversitede felsefe çalışmalarımız, epistemoloji kuramlarının merkez aldığı zihnin dilin temsil araçları ve kullanım kurallarıyla içine girdiği aksiyomatik doğruluk, kesinlik, bilgi ve değer inanışlarıyla sanı ve mantık yapılanmasını saydamlaştırma etkinliği olarak Wittgenstein’ın düşünce denemeleriyle açtığı damardan ilerlemekte. Bu damar, imlem farklarının iç bağlantılı olarak öğrenilen dikişlerini düşünce denemeleriyle sıkılaştıran veya yeniden alışılmadık bağlantı konfigürasyonlarıyla yeniden dikişleyen düşünce denemeleri yoluyla açılmakta. Anlam farklarının dış bağlantılı adlandırma ve gösterim işaretleriyle araç sonuç amaçlı dilde temsiller kurallar tanımlamaya, kurallı düşünmeye  nasıl imkan olduğunun izi açılan bu yolda oto-hetero afektiv anımsama ve anımsatmalarla  saydamlaştırılmakta. İmlem farklarının bağlantılarının sıkılaştırılması,  imlem farklarının bağlantılı dokusunda  “zihin”, “ben”, “öznellik deneyimi”, “bilinç”, “kendilik bilinci”, “düşünen töz” olarak adlandırılan tözün dokudan soyutlanabilir bir öz kendiliği olmadığını bir modalite olduğunu saydamlaştırmakta. İmlem farklarının bir gösterim ifadesinin ortaya çıkmasına imkan olan bağlantı konfigürasyonlarının ve kurallaşmalarından hareketle temsil dilinin dış bağlantılı adlandırma sistemlerinin kurallaşmalarıyla,  farklı doğruluk kesinlik deneyim inanışları içinde dilin temsil dünyasını “dış dünya”, kendini “özne” “zihin”  olarak deneyimlediğine inanan, kendini bilgi öznesi olarak kurgulayan zihin modalitesinin farklı inanış sistemleri, kurallaşmalar içinde  farklılıkları saydamlaştırılmakta.  İmlem farklarının iç bağlantılarını sıkılaştıran düşünce denemeleri, dış bağlantılı adlandırma ve temsillerle temsil edilen araç sonuç amaçlı temsillerle içine girilen zihin modalitesi temsil dilinin araç sonuç amaçlı kullanımlarının sabitleşen doğruluk kesinlik inanşlarını aksiyomatik bilgi ve doğruluk inanışları olarak deneyimlediğine inanmakta! Yani onları kendi kendinin doğruluğunun  kesinliğinin kanıtı olarak deneyimlediğine inanırken, kendisinin bağlantılı dokuda bir zihin modalitesi olarak böyle düşündüğünün, inandığının farkında olmaksızın. Sanı yapılanması ile sanı yapılanmasını saydamlaştıran düşünme arasındaki fark. Zihnin inanış modalitesi içinde olduğunun farkında olmaması,  imgelem ve bellek tepkileriyle araç sonuç amaçlı temsil araçlarının kullanım zincirine zincirlenmiş olmasının ve yapılanmasının farkında olmayışının sonucu. Burada söz konusu  zihnin farklı bağlantı konfigürasyonları ve kurallaşmalar içinde farklı modalitelerin doğruluk, kesinlik deneyim inanışları içine girmesinin izi, düşünce denemeleriyle imlem farklarının bağlantılarının farklı konfigürasyonlar kurgulayarak sıkılaştırılması ile açılan  damarda oto-hetero afektif bir devinime bağlı anımsama ve anımsatma etkinliğiyle  saydamlaştırmakta. Bu damardaki saydamlaşma, bellek ve imgelem alışkanlıklarının kronolojik mekan-zaman aralıkları ve boşluklarını boşluksuz dikişleyen  arke-yazımın, heteronomik yazımın dolayımındaki saydamlaşmanın insana sunduğu armağan olarak etik ve estetik farkındalığın (örneğin Pessoa’nın heteronomik yazımının, Wittgenstein’ın düşünce denemeleriyle yazımının dolayımladığı sanı yapılanmasını çözümleyen para-doxal ana damarın)  farkı çalışmalarımızın da saydamlaşmaya odaklandığı ana damarı karakterize ediyor.  
Wittgenstein’ın Çözümlemesi, düşünce denemeleriyle imlem farklarının bağlantılı öğrenildiği dokuyu boşluksuz dikişlemesiyle ve benlik merkezini kendi dışına sürükleyen oto-hetero afektif bir anımsamayı benlik merkezinin dilin dış bağlantılı adlandırma ve temsilleriyle uğradığı sanı yapılanmasını saydamlaştırmanın yolunda bir alet  olarak kullanmakta. Bu saydamlaşma ile Nietzsche’nin yazısında sözün, adlandırmanın  kökenine dair dile getirdiği görüşün karşılaştırması incelememizin konusu.  

Hatırlatmak gerekirse, karşılaştırmanın amacı galip mağlup taraftarlığı, kimin daha doğru söylediği tartışması değil. Sorun biziz! Bizim meselenin ne kadar, veya daha doğrusu hiç farkında  olup olmadığımız! Bu meselenin felsefe adına öğrendiklerimize, bize sunulan felsefe adına, Nietzsche, Wittgenstein, veya günün modası, sözüm ona modern veya post-modern   felsefe  okumalarına ve yazımına hiç girip girmediği?! Bu durumun bir sonucu olarak  Wittgenstein’ın sonraki dönemine dair yüzeysel bir anlayışın son dönemin popüler düşünürü Alain Badiou’nun onu felsefe tarihinin sofistlerinden, onların nominalizm olarak klişeleştirilmiş felsefe tarihi malumatından öte bir derinlik görmeyen okura sunduğu kitabı. Veya bu vb. sunumlardan  edinilen malumata dayanarak Wittgenstein’ın bir “relativist” olarak görülmesi! Fakat burada sözkonusu relativizmin, bağlantısallığı boşluksuz dikişleyen Wittgenstein’ın düşünce denemeleriyle yazımının açtığı doxa’yı çözündüren, para-doxal farkındalık ufkuna  hiç dokunmadan kalan; hiç interaktif, oto-hetero afektif uyanışa uğramadan  “relativist” yargılamasıyla konuşan, yazan zihniyetin henüz bu konuşmanın öznesinin zihniyetinin kendi bağlantısallığını (sözün relational tezahürü) hakiki anlamda kavramayan söylemi! Temelli sorun bu söylemi üreten konuşma yazma, akıl mantık yürütme alışkanlıklarının relativist veya mutlakçı, idealist veya realist, rasyonalist veya empirist vs. sanı yapılanmalarının mantığına, konuşma yazma alışkanlıklarına egemen olan aksiyomatik doğruluk kesinlik inanışlarının; bu inanışlara kaynaklık eden doğruluk, kesinlik deneyimi sanılarının yapılanmalarının kendileri için saydamlık kazanmamış olması. Bu saydamsızlığın  körün köre yol göstermesi misali akıl yürütmelerine, söylemlerine, okuma ve yazmalarına kılavuzluk etmesi!   
Bu sorun bizim sorunlu, doxa ile hapsolmuş; doxa ile mayalanmış, yoğrulmuş, kalıba dökülmüş zihnimizin okuma yazma, yorumlama, konuşma alışkanlıklarının sorunu. İnsanı ruhsal deformasyona uğratmış tarihsel hastalıktan (Nietzsche) muzdarip  zihnimizin serbest düşüşünü para-chute misali askıya alan; yeniden yükselme olanağını ona sunan paradox’al farkındalığa kapılarını kapatmış bir sanı hapishanesi içinden ona dokunmayan okur yazarlığımız. Dinsel veya bilimsel kendi paradigmalarının sanı yapılanmasının farkında olmayan akıl yürütmelerimizi, sorgulamalarımızı, körün köre kılavuzluk etmesi misali yönlendiren sorgulanmamış aksiyomatik doğruluk kesinlik inanışlarımız!  Bu durum bilgi ile; bilimsel yöntemle düşünme  ile ilişkimizi de kirleten bir zihinsel yapılanmayı karakterize ediyor. Bilime mutlakiyetçi doğruluk, kesinlik sanıları  yükleyen; veya bilimsel analiz yönteminin aksiyomatik inanışlarını bilginin temellerini analiz etmenin yöntemi olarak alan örtük veya açık bilgi kuramsal sanıları besliyor.
                                                              *                *
Nietzsche, Hegel, Wittgenstein, Husserl, Heidegger, Marx, vs. vs. felsefede özgün yaratıcı para-doxal dokunuşu olan yazım, söz, metin ne varsa, onu paradoxal dokunuşundan filtre eden okur yazarlığımızın yorum açıklama, tez, akademik düşünce üretimi adına onları, merkezde yapılanmış aksiyomatik doğruluk kesinlik inanışlarımızın, paradigmalarımızın mantıksal kalıbına dökerek aktarma, anladığını sanma, bunları hikaye etme, aktarma, akademik malzeme vs. olarak kitle eğitim endüstrisi adına üreten, pazarlayan kültür, eğitim endüstrisinin deformasyona uğrattığı okur yazarlığımızın tarihsel bilgi yükünün sanı yapılanmasının yarattığı zihinsel kirlenmeyi  nasıl kirinden arıtıp saydamlaştırabiliriz?  Bu saydamlaşmaya  odaklanan düşünme ile odak merkezi kaymış zihnin durumu arasındaki farkı farketmek için felsefi sorgulamanın yolu, bilgi kuramsal kurguların ve onlara dair felsefe anlatılarının kurguların döngüsünde felsefeyi kirleten okur yazarlıktan ayrılıyor.    
                                                               *                      *

 Bilgi ve değer (etik-estetik) inanışlarına aksiyomatik temel olan doğruluk, kesinlik inanışlarının köküne inen; zihnin dilde kurallarla düşünme, araç-sonuç amaçlı adlandırma ve temsillerle  yapılanmasının izini süren bir yol açma etkinliği olarak felsefe, analiz sentez kurgusu içinde hala aksiyomatik doğruluk kesinlik inanışlarıyla teorik açıklamalar, kurgulara takılı hareket eden  felsefeden farklı. Bu durum şuna işaret ediyor: Felsefeyi felsefe yapan, insana sunduğu imkan-armağan, mantık kuran araç sonuç amaçlı hareket eden ben merkezli zihnin sanı yapılanmasını ben merkezinin sanı yapılanmasının ötesine ilerleyerek çözündürmekle ilgili.  Bu iş oto-hetero afektif bir anımsamayı sorgulamaya katabilmekle; anlamın (sense) doğum noktasında “ben” ve diğer adlandırmaların bağlantılı öğrenildiği anlam dokusuna dokunabilmekle ilgili. Böylece kökende, Zen bilgesi Hui-neng’in   “En baştan bir şey bir şey değildir!” sözünün  boşluksuz dokundurduğu Farkındalık ışığının mum alevi tutuşabilir.  Ve alevin ışığı, felsefesiz bilgilenmenin, ister bilim, bilimsellik adına olsun, ister dinsel inanış sistemlerinin bilgilendirmeleri adına olsun, dilin araç sonuç amaçlı yapılanan temsillerinin insan zihnini bilgi ile ilişki kurmada içine soktuğu sanı deformasyonunda para-doxal bir aydınlanma dokunuşuyla bir uyanışın yoluna sokabilir. Fakat bu imkan, ancak sanılarla, kanılarla belirlenmiş zihinle, onu çözen farkındalık arasındaki farkı bizzat sorgulamanın  kazı-yazı  yoluna yazılan  insana  kendini açan bir imkan. Edilgin bilgilenme yoluyla; örneğin bilimsel veya felsefi uzmanlık çalışmaları sonucu uzman felsefecilerin elde ettiği bilgiler olarak açıklama ve malumat anlatıları aracılığıyla paylaşılabilir bir bilgilenme imkanı değil; bizzat sorgulamayı üreten düşünmeye katılım içinden insana, sorgulama dolayımında kendini açan bir imkan. Bu nedenle felsefede uzmanlık, ustalık, sorgulamanın yolunu açmanın, insanın yapılanmış okuma yazma, yorumlama, akıl yürütme alışkanlıklarına karşı düşünmenin oto-hetero afektif canlılığını harekete geçiren bir yazımın dokusuyla bağlantılı düşünmede kendini gösterir.    
                                                              *                  *

Kendisine verilmiş bu yola kayıtsız kalan insan evrimleşme yoluyla bu yola çıkabilir mi? Evrim insanı böyle bir yola çıkaran nitelik farkının  ortaya çıkması için   sinir sisteminin, duyarlığının  oto-hetero afektif duyarlığının uyanışının gelişme süreci olabilir mi?  İnsan ancak bu nitelik farkıyla düşünmesini harekete geçirebildiği ölçüde araç sonuç amaçlı ben merkezli yaşama alışkanlıklarının ötesinde merkezsiz, merkezi her yerde bir farkındalıkla hayata yeniden dokunmanın, onu seslendirmenin yoluna yazılabilir. 
Bu yolu aça-yazan, seslendiren yazım örnekleri kendi tekillikleri içinde karşılık verilmeyi, okunmayı, seslendirilmeyi bekleyen örnekler olarak felsefe, yazın, sanat adlandırmalarının asli anlamını bize açarlar; ya da bu karşılığı bulamadıklarında hazinenin kapağı açılmadan kalır!  Sanı yapılanması içindeki zihin kendini çözen oto-hetero afektif uyanışla metne karşılık veremediği zaman, merkez zihnin yapılanmış mantık yürütme, düşünme, okuma alışkanlıkları ile karşılık vermesi sonucu,  metnin cevheri ışığının önüne  yorumlarla bir önyargı duvarı örülür. Böylece yorumlara eklenen yorumlar her biri bir tuğla misali metnin asli dokusunun ışımasının önüne bir önyargı duvarı örmekten öteye gitmez yazık ki.  
                                                         *                    *
  
 Felsefi sorgulama insana kendisiyle ilgili nasıl bir Bilgi sunmakta? Bu bilgiye yabancı kalmanın sonucu, insan hem kendine, hem yaşadığı dünyaya dair tarihsel, kültürel, bilimsel, dinsel bilgi inanışlarıyla nasıl zihinsel bir sanı yapılanmasına hapsolmakta? Hapis olduğunun bile  farkında olmayan insan zihni nasıl ruhsal bir deformasyona uğramakta?  Bu durum nasıl bir insan  zihniyeti ve ruhsal dünyası doğurmakta? Bu ruhsal deformasyon insanın değer inanışlarını, vicdani duyarlığını, yaşama, başka insanlara, tarihte hem geçmişte yaşamış hem şimdi yaşayan başka topluluklara, başka kültürlere, başka inanış sistemlerinin değerlerine bakışına nasıl yansımakta?  Bu ruhsal deformasyonu Nietzsche, “hınç” (ressentiment) olarak özetlemişti.

İnsanın bu zihinsel yapılanmayı doğuran olayları anlaması bir bakıma insanın kendi zihinsel hapishanesi olan zihnin dışına doğru bir düşünme kazısı yapmasını talep ediyor. Bu düşünme kazısı, asli anlamında felsefe yapmanın da karşılığı bir fiili durumu karakterize ediyor. Buradaki fiil, fail durumda olan zihni; bellek ve imgelem alışkanlıklarının sanı yapılanması içinde düşünme, konuşma, yazma fiillerinin faili zihin merkezini; sanı yapılanmasını doğuran ve  ben merkezine, kimlik, değer ve bilgi inanışlarına hapseden olay örüntüsünü insana fark ettirecek  düşünme hareketlerinin fiillerini, karşı jestlerinin hatırlatmalarıyla, ben merkezinin, sanı yapılanmasının  izini içerden sürmek anlamına geliyor.
Wittgenstein’ın düşünce denemeleriyle oto-hetero afektif bir devinimi uyandırarak zihnin dilin temsilleriyle ve kurallarıyla yapılanmasının iz sürümüne dair anımsatmalarla sunduğu yazımın ışığının önüne de böyle bir  önyargı duvarı örülmüştür. Wittgenstein metninin başına geleceği öngörmüş olarak konuşur:
Belli bir isteksizlikle bu kitabı yayına teslim ediyorum. Elinde görmeyi en az isteyeceğim insanların eline düşecek. Dileğim, çabucak felsefe yazıcıları (philosophical journalists) tarafından unutulması, belki böylece daha uygun türden bir okur için korunması. (Wittgenstein, Culture and Value, 1948.)

Bugün insanın düşünmesi global ölçekte, belki tarihte her zamankinden de güçlü olarak temsil sistemi olarak dilin araç-sonuç kullanımlı kurallaşan, mantıksal çatılanmalar kuran kuralları, normları, paradigmalarına hapsolmuş durumda. Bu duruma dair farkındalık kazanmakla, hapsolma arasındaki fark, barbarlaşmayla, onu aşma, kendi asli olanaklarına yükselme arasındaki farka karşılık geliyor. 
Çalışmalara eşlik edecek metinler ektedir.
20/2/17

Erkut Sezgin  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder