24 Şubat 2018 Cumartesi

FENOMENOLOJİK ÇÖZÜMLEMENİN IŞIĞINDA BİLİNCİN ANLAMI

Bu sorular hemen felsefi bir sorgulamanın gerekliliğine işaret ediyor.  Felsefi kuramlara dayanan argümanlarla düşünmek, kuramsal araçları, bilimsel yöntemleri araç sonuç amaçlı  kullanarak düşünen,  sonuçlar üreten, sonuçlar üzerinden yeni hipotezler kurarak düşünmeyi kendine model alan bir düşünme tarzı. Fakat hakiki anlamında felsefi düşünmeyi temsil etmek yerine batı felsefesinin tarihinde felsefi düşünmenin iç dinamiği olarak işleyen oto-hetero afektif bir farkındalığın körleşmesine, araç-sonuç amaçlı bellek beklentili ve çağrışımlı bir düşünmenin araç sonuç amaçlı doğrulanabilir veya yanlışlanabilir hipotezler kurması esasına göre işleyen bir düşünme hareketini temel alıyor.  Bilimin pragmatik, teknik teknolojik başarısının öne çıkmasının bu körlüğün güçlenmesinde, örneği payı olduğu gözlenebilir.
Bu araştırmalara ve sonuçlarına böyle bir açıklamanın olası imkanı olarak bakmak ile, bu araştırma sonuçlarının beynin fiziko-kimyasına etki etmekle ortaya çıkan sonuçların, araç sonuç amaçlı psikiyatrik tedavide pragmatik bir kullanım alanı yaratması arasında birbirine karıştırılmaması gereken önemli farklar var. Bu farka dayanarak nöro-biyolojik bilimsel araştırmaların bir anlam ve değer ifade ettiği alanla, insanın hem kendisini hem dünyasını birlikte, bağlantılı kavramasının yolu olarak Bilincin felsefi çözümlenmesinin yolu ayrılıyor. Kendilik/benlik deneyiminin yapılanmasının sonucu olarak ortaya çıkan yönelim (intentionalité) kendini bilinçlilik olarak deneyimlediğine inanırken, yine bilincin kendinde gizli bir potansiyeli aktive etmesine ve kullanabilmesine dayalı olarak kendi yapılanmasının hem faili, hem çözümü olan Sözün bağlantısal kökenine oto-hetero-afektif dokuna yazan düşünmenin yolu ayrılıyor. İkincisi, kendi yapılanmasının iz sürümü dolayımında benlik, kimlik, doğruluk, kesinlik ve değer inanışlarının araç sonuç amaçlı dilin temsil araçlarının kurallaşmaları ve norm ve paradigma olarak sabitleşmeleriyle zihnin de araç sonuç amaçlı bellek beklentili ve çağrışımlı olarak dil-kültür-tarih örüntüsünde yapılanmasını kendine saydamlaştıran bir yol açmakta. Saydamlaşma, kişinin kendi benliğini, duyarlığını sınırlayan duvarları saydamlaştırmakta; görmesini, bakmasını sadece yapıların yönlendirdiği çağrışımlar ve beklentiler üzerinden görmeye, okumaya, düşünmeye, fark etmeye izin veren dilin kurallaşmalarıyla örülen duvarların arkasındaki fenomenal bağlantısallığa dokuna yazmakta. Böylece kendi bağlantısallığından koparak kuralları, normları, paradigmaları farklılaşan dillere, onların koşulladığı zihne, bütün olası  kurallaşmaların  bağlantısal kökenine dokunan bir düşünme dolayımı açmakta. Farkındalığın aşkınlığı ve içkinliği.

*                        *
Fenomenoloji Felsefesinin Yöntemi
Batı felsefesinde bu yolu dilin temsil araçlarının kurallaşmalarının anlam farklarının gösterim işaretleriyle temsilini mümkün kılan bağlantısal tezahür zeminini düşünmeye açma yöntemi Husserl’in Fenomenoloji felsefesi temsil etmekte. Husserl’in yöntemi, dilin temsil araçlarının kullanımı üzerinden düşünülen; moda deyimiyle “okunan”  dünyayı askıya alarak, geride kalan tezahür zemininde saydamlaşma, saydamlaşmanın sunduğu berraklıktan hareketle zihnin ve dünyanın tarihsel yapılanmasını,  bir insanlık krizi, barbarizm olarak tecelli eden kaderi üzerinde bir Farkındalığın aşkın imkanını insanlara sunma projesi idi.
Heidegger fenomenolojik zemini açma yöntemi olarak Sözün bağlantısal kökenine dokunan anlam dokusuna bağlı bir insan varlığını merkeze alır. Dasein adlandırması, Husserl’in temsil araçlarıyla düşünülen, yorumlanan dünyayı paranteze alma yöntemiyle geride kalanı saydamlaştırma ve tasvir projesine bağlı olarak insanı bağlantısal kökeniyle düşünmeyi öne çıkaran, bu bağlantılar örüntüsünde tarihsel oluşunu, kaderini düşünmeyi, saydamlaştırmayı felsefe araştırmalarının konusu yapan bir kavramlaştırma. Bu kavramlaştırma, Heidegger’in düşünme dolayımında insanların  birbirlerine anlattığı, neden sonuç bağlantıları içinde kurguladığı, kurallaştırdığı tarihsel anlatıların doğruluk kesinlik inanışlarını da kökendeki bağlantısal dokunun tezahür eden Varlığına bağlı olarak hem sorunsallaştırmaya hizmet etmekte, hem insan zihninin ve psikolojisinin dilin temsil araçlarının kullanım ve kurallarını öğrenme ve kullanmaya dayalı yapılanan yönelimlerinin  doğruluk kesinlik inanışlarını kriter olarak sabitleştirerek bilimsel yöntemler kriterler olarak yapılanmasının izini sürme ve saydamlaştırma projesinin bir aracı olarak hizmet etmekte.  Bu nedenle, Heidegger her türlü antropolojik açıklamaya, “Dasein’ kavramıyla tematize ettiği insan varlığının bağlantılı olduğu problematik tezahür zeminine açıklığını koruma, ve açma adına direnir. Kavramın tematize ettiği  anlam farklarının imlem  bağlantılı tezahür ettiği,  fakat farklı varlıklar, “ne” likler, “kendilikler” olarak el altında araç sonuç amaçlı pragmatik, teknik teknolojik bir kullanım alanı ören insan varlığının  zamansal kaderini bağlantısal kökenine dönen düşünüm dolayımı içinden saydamlaştırmaya çalışır. Saydamlaşma hem aşkın hem içkin olarak ancak sözün bağlantısal kökenine dokunan dolayımdaki devinimi devindiren söze, düşünüme uygun oto-hetero afektif karşılık içinden imkanlarını açar.  Bu karşılığı içinde taşıyan sözün ördüğü yaşam biçimi mitosun bütün tarihsel dönemlerinde farklılaşmalarına ve kendine ördüğü inanış sistemlerinin kurgularının ördüğü kaderi oto-hetero afektif bir duyarlıkla saydamlaştırır. Saydamlaşma bu nedenle kendi ethik, özgürleşme olanaklarını kendi içinde saydamlaştıran Sözü insana bir armağan olarak sunar. Ne ki armağan temsil edilen varlıklar üzerinden düşünülemeyecek Varlığını açmak için; tarihsel kültürel bir yapılanmanın örüntüsünün izini sürmeye adanmış bir düşünümün karşılığını bekler. Dilin temsillerine, kurallaşmalarına tepki veren Dasein’ın bağlantısallığının yorum örüntüsü içinden yapılanmasının bellek merkezli bir kullanıma bağlı olarak öğrenilen araç sonuç amaçlı temsil araçlarının kullanımıyla  yapılanmasını saydamlaştırmaya adanmış düşünümün karşılığını. Bu karşılık, oto-hetero afektif  bir devinim içinden kendi bağlantısal kökenine eş anlı dokunan  bir dolayım içinden imkan kazanan bir saydamlaşma.  Öznellik nesnellik ya da bilinç ve madde kutuplaşmasının yapılandığı dolayıma eş anlı dokunan saydamlaşma, Bilincin asli yaşayan dokusuna benlik veya öz-benlik inanışının bellek  yapılanmasını çözerek dokunan farkındalık; benliğe, öznellik nesnellik sanı yapılanmalarını çöze-aşan (transascendent) bir farkındalık olarak kendine saydamlaşır. Kendini Bil sözünün apaçık veya kapalı kalan anlamı bu saydamlaşmaya bağlı. Kendini bilmeden öğrenilen bilgi ve inanış dünyasının araçları, teknikleri, anlatıları, doğruluk kesinlik ölçütleri ile Kendini Bilmenin yolunu açan saydamlaşma arasındaki fark, “İlim Kendin Bilmektir, sen kendin bilmez isen bu nice okumaktır!” sözünde sonsuzca tınlamakta. Burada Söz, kendi bağlantılı  kökenini (Logos’un iç anlamı) dolayımladığı yerin farkındalığından seslenen asli bir Söz olarak oto-hetero affektif bir kımıltının tınısıyla tınlamakta ve kendi tınısına uygun karşılığı yeniden seslendirecek Söz’ü, Yorumu  beklemekte.
*                  *
İnsanın , araç sonuç amaçlı temsili yapılarla bellekli, ön beklentili bir dünya tasarımı içinde kendi yönelimini yapılandırmış olması, kendine ve dünyasına dair bütün tasarımlarının bu yapılar içinden düşünülmesi ve kurgulanması sonucunu doğurmakta. Öznellik olarak düşünülen; gösterimlendiğine, deneyimlendiğine inanılan bilinç deneyimi; veya nesnel olarak gösterimlendiğine ve deneyimlendiğine inanılan bilinç deneyimi inanışları, bu nedenle sanıldığı üzere kendi kendinin öz-nesnelliğinin, veya öznelliğinin mekan zaman farklarıyla temsilcisi deneyimler değil. Saat kullanımıyla nesnelleştirilen mekân zaman farkları da saat kullanımı ve paylaşılan sonuçları üzerinden nesnelleştirilen, nesnel olarak kullanılan sonuçlar. Fakat saat vs. araç kullanımlarının sonuçlarla bağlantılı örüldüğü bir dokuda bu araç sonuç bağlantılı deneyimlerle benlik kendilik, öznellik, nesnellik deneyimlerimiz sadece araç sonuç olarak temsil edilmiş bir dünya ufkunu bellek beklentili çağrımlarla, gösterim alışkanlıklarıyla tepki verdiğinin, hareket ettiğinin farkında olmayan bir zihin/bilinçlilik halini doğurmakta. Bu fark etmeyişin karakterize ettiği zihnin bilinçlilik hali, dünyanın/evrenin tezahür eden asli dokusunun dış yüzeyinde araç sonuç amaçlı bir dünya ufku kurduğunun farkında olmayan zihnin bilinç durumunu karakterize etmekte. Keza, bellek araçları ve alışkanlıklarıyla hareket eden bir yönelimin benlik, öznellik, nesnellik deneyimine dayanan doğruluk, kesinlik inanışlarıyla yapılandığının farkında olmayan zihnin nesnel/bilimsel olarak temsil edilen dünyaya doğruluk kesinlik inanışlarıyla ilişkisini de karakterize etmekte.
Görülebileceği üzere, bilincin yönelim olarak dilde, dilin araç sonuç amaçlı yapılanmış kurallarının örüntüsü içinde yapılanmasının iz sürümü, burada gerekli felsefi sorgulamanın yola çıkmasını, dilin temsil araçlarının ve kurallarıyla insan zihninin, psikolojisinin, duygusal ve bilişsel doğruluk kesinlik inanışlarının bağlantılı yapılanmasının izini sürecek düşünmenin dinamiklerinin harekete geçmesini talep ediyor.  Felsefeyi bilim yaparak, bilimsel yöntemler ve araçlar kullanarak düşünmek, sonuçlar elde etmekten ayıran fark tam da burada Sözün  ortaya çıkışında, bütün figürlerin bağlantılı bir konfigürasyon dokusundan soyutlanamaz olduğunun iz sürümüyle bağlantılı olarak anlaşılabilir.   Çünkü bu iz sürümü, araç sonuç amaçlı kullanımın, öğrenmenin kökenindeki bağlantılı bir oluşa dokuna yazan  arke-yazım dolayımında figürlerin ve anlamlarının bağlantılı zincirlendiğinin izini oto hetero afektif bir tepkilenme ile öğrenildiğini; zincirlenmenin bağlantılarından soyut olarak ne “ben”in ne de diğer adlandırmaların anlamlı bir gösterimi olmadığını içselleştiren bir anlayışa ermeyi talep ediyor.  Araç sonuç amaçlı adlandırmalarla, figürlerle işaretlerle, biçimlerle temsil edilen bütün kavramsal farkların birbiriyle bağlantısal olarak dikişlendiği  tezahür dokusuna uygun karşılığı vermenin yolu bu nedenle, bellek alışkanlıklarıyla neden-sonuç , araç sonuç amaçlı adlandırmalarla kurallaşan  dilin temsil araçlarını kullanmayı öğrenmekle bağlantılı yapılanan benlik kendilik deneyiminin yapılanmasının iz sürümünden geçiyor. Gösterim, kastetme yönelimi olarak işleyen konuşma, anlatma, yazma fiilinin, konuşan, yazan özneyi  kendi yapılanmasının iz sürümüne geri döndüren düşünüm, yazım, bu nedenle  Fiili bir oluşa geri dönen yazım, düşünüm, sorgulama, “reflexion” sözünün asli anlamını dolayımlayan, devinimini Fiili bir tezahürden alan bir arke-yazım-düşünüm dolayımı.  Anlam gösterim deneyiminin orada oto-hetero afektif imlem bağlantılı bir dokudan hareketle temsili adlandırma ve kurallarla bellek öngürülü, gösterimli, kasıtlı, “bilinç”li  düşünümün  yapılanmasının izini kökendeki imlem farklarının bağlantılı olarak öğrenildiği Olay dokusundaki devinimden hareket alarak sürmeyi talep ediyor. Bu iz sürümü dolayımı, dilde  intentionalité, bellek çağrışımlı, bellek beklentili, kronolojik bellek mekanında düşünmeye, konuşmaya, tasarım kurmaya, tasarımlarını araç sonuç amaçlı doğrulanabilirlik, yanlışlanabilirlik kriterlerine bağlı olarak tasarımlayan “bilincin” kendi başına kendini yanlış kurgulamaya yazgılandığı dolayımı saydamlaştırmakta. Örneğin düşünmenin, Bilincin beyin nörolojisi, fizyolojisiyle bağlantılarının haritalanması böyle bir kurgu içinde döngülenirken döngülenme yapılanmasını saydamlaştıran aşkın Farkındalığın da farkında olmayan bir bilincin sanı (doxastic) yapılanmasını bilimsel yöntemlere dayanılarak elde edilmiş araç sonuç döngüsü içinde güçlendirmekte.
Saydamlaştırmayı başardığı oranda düşünüm (reflexion), kendi yapılanmasını çözen; bu çözümlemeye bağlı saydamlaşma dolayımında yapılanmış “bilinci” aşan Transendental öznesiz bir Farkındalığın düşünüm, yazım, diyalog imkanlarını insana açmakta. Özgür Üniversitedeki Felsefe çalışmalarımızın, bazen yanlış ve yüzeysel izlenimle “sohbetle” karıştırılmaya açık kalan , konuşma ve örneklemelerle uyandırılmaya bağlı oto-hetero afektif olarak açılan arke-yazımarke-düşünüm yolları tam da bu düşünüm dolayımına yıllardır katılımcılarını katmaya çalışıyor. Bu yol daima oto-hetero afektive devindirilmeye, uyandırılmaya bağlı olarak açılan ve dolayımlanan bir farkındalık kazanma yolu.  Adına sanat yapıtı dediğimiz “nesne”, sanat yapıtı olma değerini kendi özel dokusundan (texture) ve bu dokunun oto-hetero afektif dokunumu uyarmasından almakta.  Nesneye dışından bakan, “nesne olarak gören bilinç yönelimini de, gördüğüne inandığı “nesneyi” de özne-nesne konumundan görülen dokunulan nesne olmaktan çıkaran bu doku (text-texture bağlantısı) özne merkezinin her yerde çevrenin sonsuzda olduğu hayatın asli dokusunu ve Logos’unu, yapılanmış özne merkezli zihnin, bilincinden ve bilinçlilik sanısından gizlemekte. Örtünün saydamlaşması  söz’ün, Logos’un araç sonuç amaçlı dışa yönelik bellekli hareketinin oto-hetero afektif bir devinimin uyanışı üzerinden  imlem bağlantılı bir dokudan devinimle bağlantılı olduğu zemine ne ölçüde uygun bir karşılık (appropriate response) verebildiğine; Logos’un anlam dokunuşuna uygun, araç-sonuç amaçlı kurallaşmalara bağlı hareketiyle ne ölçüde arasına özgür bir mesafe kurabildiğine bağlı.
*                 *
Oto-hetero afektif devinime bağlı olarak yürüyen iz sürümü, etki ve tepkilenmenin  dilde “neden” (cause) olarak  temsil edilen olayla sonuç (effect) olarak temsil edilen olayın temsil edilen imlem farklarının bağlantılı ortaya çıktığı Olaya temas anlamına geliyor. Oto-hetero afektif temas aynı anda bellek  yöneliminin de bu dokuda “neden” ve “sonuçla” imlem  bağlantılı olarak organize olan  ve işleyen  yönelimin (intentionalité)  kendine araç sonuç amaçlı, bellek beklentili ve çağrışımlı bir  kullanım alanı açtığına işaret ediyor. Bu yönelim, kökendeki bağlantısallığın Logos’unu doğru kavramaksızın kendini merkez aldığında, nedensel çekirdek merkezli olarak tezahür ettiğine inanılan bir doğadan mantıksal zorunluluk aldığı varsayımına dayalı nedensel bağlantılı zincirlenen olaylar inanışını doğurmakta.  Hume bu sanı yapılanmasının mantıksal zorunluk inanışını olayların peş peşe veya birlikte, yana yana ortaya çıkışını psikolojik alışkanlıkla nedensel bağlantılı olarak görme açıklamasıyla çözümlediğine inanıyordu.  Fakat Hume’un bu çözümlemesi imlem bağlantılı dokuda psikolojik alışkanlıktan farklı olarak oto-hetero affektif öğrenme ve tepkilenmenin, belleğin araç sonuç amaçlı öğrenmesine ve sonuçları yeniden araç sonuç amaçlı organize eden yapılanmasına nüfuz etmeden kalmakta.  Sanki olayların art arda, yan yana ortaya çıkışıyla yine yan yana, dış bağlantılı olarak tasarlanan bir gözlemcinin psikolojik alışkanlığıyla nedense bağlantılılığın açıklandığına inanmamız beklenir gibidir.
Wittgenstein’, Hume’da yanlış bir ışık altında dış bağlantılı psikolojik bir alışkanlıkla temsil edilen mantıksal zorunluk bağlantısının yapılanmasının izini, zamansal alışkanlığı beklemeyen, olayın tezahür bağlamında nedene gösterilen tepkinin bağlamına açıklık getirerek sürer. İmlem farklarının iç bağlantılı örüntüsünde nedene gösterilen tepkinin boşluksuz olarak sonuca dikişlenmesinin izini oto-hetero afektif tepkilenme üzerinden, farklı kurallaşmaların ve yorumların,  farklı konfigürasyonların imlem bağlantıları içinden sürer. Bu tarz iz sürümü, farklı konfigürasyonların değişen akışı kombinezonları içinde farklı kurallaşmaların, norm, paradigma olarak sabitlenen dilin araçlarını öğrenme ve kullanma pratiğinin insan zihninin, psikolojisinin, doğruluk kesinlik inanışlarının sanı yapılanmasını, doğurduğu farklı yaşam pratiklerini, ve inanış biçimlerinin sistemleşmelerini saydamlaştırır.
*                    *
Felsefe, her zaman bu yaratıcı dinamiği kendinde diriltebildiği ölçüde entelektualist kurgular dışındaki anlamıyla Felsefi Sözün Logos’unu  dokundurur. Bu nedenle, aşkın bir dokunumu olmayan her düşünme felsefenin dışında, sanı yapılanması içindeki benliğin, zihnin bilincin sanı yapıları içinde kendini ve kendi araçsal dünyasını, onun değerlerini  üretir. Kendini çöze-aşmanın (transascendence) yolunu dolayımlayan Felsefi Sözün değeri kendi farkındalığı ile tartılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder